DAMAGES (3. Sezon)
O ikinci sezon neydi öyle dostlar! Merak içinde izle, onca beklenti içine gir, sonra da düdük gibi sezon finaliyle hepimizi mağdur eden bir sezonla kalakal… Gerçekten de ikinci sezonla ayıbın büyüğünü yaptı “Damages” ekibi. Onca güzel kadroyu, gerilimi, hikayeyi heba etti. Ama geçirdiğimiz dakikalar yine de güzeldi. Yer yer keyif aldık. “I lied too.” gibi unutulmaz replik ve sahnelerle kalbimizden koparamadık yine bu 45 dakikalık dozlarla alınan sinir harbini…
Üçüncü sezon da geçtiğimiz haftalarda başladı nihayet. Konuk oyuncu listesi olsun, bu sezonun davası olsun, yine pek kallavi. Üstelik bu sefer epey de gelecek vaat ediyor. Az spoiler olucak ama işin içine bildiğimiz bi karakterin ölümü girince galiba “Damages”ın o sezonu tadından yenmiyor (bkz. ilk siizın)… Bu sezon da altı aylık periyot öncesi ve sonrasıyla heyecan dolu. Hikaye oldukça bağlayıcı ve Glenn Close’un yüzüne de adeta nur inmiş. Saçından mıdır, makyajından mıdır, ışığından mıdır bilinmez, Patty Hewes’lu tüm sahnelerde kadının yüzünde garip bi ışıltı var. Hayırlara vesile olsun diyor, ilk iki bölümüyle umut vaat edici 3. sezonun 3. bölümünün yolunu gözlüyoruz…
LOST (6. Sezon)
3. sezon muydu neydi, bizim yazarların hepten delirdikleri sezon finali hani… Desmond’ın “Yooğğ gonaa dayy brada!” diye diye Charlie’nin başını yediği, bunun boğulduğu, Jack’in Kate’e “We have to go back” dediği final işte. Hah, o gün bugündür “Lost” izlerken tam o noktada ekrana nasıl baktıysam, hala öyle bakıyorum. Orda bir şeyler oluyor ve ben sırasını da, olayını da anlamıyorum kesinlikle. Her şey dipsiz kuyu olduğundan ya da karmakarışık bi olay örgüsüne sahip olduğundan da değil de (kesin ondan) sanki böyle bi anlayasım gelmiyo. Çok da umrumda değil daha doğrusu ne olup bittiği. O an çok eğleniyorum, çok heyecanlanıyorum ama biri “ne izledin lan anlat bakalım!” dese “yani işte o şekilde bu şekilde…”den öteye gidebileceğimi sanmıyorum.
İşte ööylesine ekrana boş boş baktığım bir sezon daha yeni bölümüyle başladı. Yine nasıl heyecanlandım, nasıl anlamış gibi, olaylar arasında bağlantı kurmuş, meseleyi çözmüş gibi yaptım, bi görsen… Adeta o sayfalarca teori yazan, zorlama bağlantılar kuran gençlere dönmüştüm. Anladığımı anlatmak, düşündüğümü paylaşmak istiyordum. Arkadaşlarımdan birini aradım heyecanla. İzledin mi yeni bölümü dedim. Sonra bu bi saymaya başladı. Yok keşke izlemeseymiş bile de, biri buna anlatsa da olurmuş, artık hiçbi heyecanı kalmamış da bilmem neymiş… Bi sürü laf edip canımı sıkan bu madrabaz arkadaşım yüzünden belki sezon finaline kadar öyle boş boş bakmaya devam edicem “Lost”a. Hep bi anlayamamışlık, tam bi vakıf olamamışlıkla izleyip durucam bölümleri peş peşe. Hadi hayıllısı!
SKINS (4. Sezon)
Oha lan resmen bi yıl bekletti allahsızlar! Ama değmedi mi! Gerek Thomas, gerek Emily bölümü olsun, öylesi içli, öylesi güzeldi ki. Biliyorum aranızda bazılarınız yok ergen dizisi, yok ben bunun ilk bölümünü izledim sevmedim filan gibi ayın oyunlar ederek bu diziden elini ayağını çekme taraftarı… İşte onlar çok büyük yanlış içinde. Çünkü “Skins”, bildiğin iyi dizi. Hem duygulu gibi, hem güzel müzikli gibi, hem de olaylar olsun karakterler olsun, ne biliyim ben seviyorum (bir gün ben de cümle kurabilicem)…
4. sezon bombastik bir intihar vakasıyla açıldı ama korkmayın bizimkilerden birinin burnu bile kanamadı. Ama içten içe yıkılıyollar sanırım bu intihar karşısında. Her yeni bölümde kendini boşluğa bırakan bu kız arkadaş hakkında yeni bi gelişmemsi olacak gibi görünüyor. Cook’un bölümünü şimdiden heyecanla beklediğimiz bu günler içinde şunu da eklemeden geçemeyeceğim ki, 5. sezonda yola yeni karakterlerle devam etme kararı alan yazar ekibine sağlı sollu dalıcam allaama!



