- Kırmızı halı azap gibiydi. Net!
- Neil Patrick Harris’in son iki yıldır Tony, Emmy demeden her bir ödül töreninde sunuculuk ya da solistlik performansıyla geceye renk katması gelenek oldu resmen. Geceyi Broadway şovunu andıran bir koreografi ve şarkıyla açtı kendisini. Yalnız biraz sıkıcıydı. Nerde geçen yılın Hugh Jackman’lı efsane opening number’ı, nerde bu!
- Alec Baldwin ile Steve Martin’in açılış şakalaşmaları bir parça hayalkırıklığıydı. Deli gibi gülmedik ama epey gülümsedik. Özellikle de George Clooney anlarında…
- Christoph Waltz’un yardımcı erkek oyuncu ödülü alması şaşırtıcı değildi ama adamı hala Altın Kürelere, Oscarlara yakıştıramıyorum. O kadar Cannes bi yüzü var ki, ne kadar zorlasa da olmuyor.
- En iyi film adayı on film gece boyunca o filmlerle bir şekilde bağlantılı kişiler tarafından sunuldu. Bir tek Samuel L. Jackson - Up bağlantısını kuramadım. Filmdeki Çomar’ı mı seslendirdi nedir?..
- Steve Martin, Amerika’nın Mehmet Ali Erbil’i resmen!
- John Hughes tribute’u resmen gözleri yaşarttı. Hughes filmleriyle ölümsüzleşen oyuncuların sahnede bir arada yer alması ve Hughes’un kendilerine kazandırdıkları hakkındaki konuşmaları acımı tazeledi adeta.
- Up’ın en iyi animasyonu alması sürpriz değildi elbette ama Fantastic Mr. Fox’a çok ayıp olmadı mı!
- The Hurt Locker’la en iyi orijinal senaryo ödülü Mark Boal’ın sonuna kadar hakkıydı ama cidden sonuna kadar. Çünkü filmin sonunda sorunlar var!
- Precious’a uyarlama senaryo Oscar’ı vermenin mantığı nedir! (Kızgınlıkla söyledim. Mantığını biliyoruz işte tamam. En iyi film adayı indie, senaryoyu kapar!
- Mo’Nique ödül konuşmasında ağlatmayarak bir ilke imza attı.
- Ben Stiler’ın Avatar aptiliği gecenin mumla aranan komik dakikalarındandı.
- The Road, A Serious Man gibi kusursuz görüntü yönetmenliklerini görmezden gelen akademinin görüntü yönetimi galibi Avatar! Peh!
- The White Ribbon ve A Prophet arasında süren rekabetin The Secret In Their Eyes’ı izleyen arkadaşlardan gelen yorumlardan sonra bu filmle sekteye uğratılacağını tahmin edeyazmıştım ki beklenen oldu!
- Bir anda sahneye So You Think You Can Dance dansçılarının fırlaması ve müzik adaylarını dansla birleştirmek nefis hareket! Thanks to Adam Shankman!
- En iyi erkek ve kadın oyuncuların geçen yıldan yadigar heyet-i umumiye tarafından teker teker övülmesi geleneği sürdürüldü. Tim Robbins’in Morgan Freeman’la ilgili anlattığı Shawshank Redemption anıları çok iyiymiş. Güldüm kendisine… Jeff Bridges da ayakta alkışlanmayı hak etmiyor da kim ediyor!
- “Mesela Sandra Bullock ediyor” diye düşünmüş olan Oscar salonu sakinlerini tek tek dövesim geldi. Bu çirkin, zayıf ve saçma sapan kadını ayakta alkışlamak da nesi! Bu ayakta alkışlanıyorsa Lauren Bacall’u neden ayakta alkışladınız! Onda bari amuda kalksaydınız, anca dengelenirdi… Bu Sandra’nın kendisini eze eze “Bana bu insanlarla aynı masada oturma fırsatı verdiğiniz için…” konuşmalarını da bi türlü çözemedim. Bu kadın Hollywood’a dün mü geldi! 15 yıldır çok ünlü bi yıldız zaten! Ne ki, Miley Cyrus filan mı sanıyo kendini acep?
- Kathryn Bigelow’a Oscar heykelciklerinden oluşan beşibiyerde taksalar yeriydi!
- Mark Boal’un James Cameron’a dönüp “Noooolduuu!” demesini beklerken, sarılıp öpüştüler! Bu ne uygar bir hareket! Hiç yakıştıramadım. Ben James Cameron olsam, Boal’un en az bir tutam saçını yumluğumun arasına hapsetmiş, çekerek yerinden kopararak anı olarak saklamıştım… Yine iyi dayandı o ve sıska karısı!
- The Hurt Locker bence aday on film arasından en iyi üçüncü filmdi (eski usül Altın Portakal style). A Serious Man ve Inglourious Basterds kendisinden daha iyi filmler. Ama böyle bir filmin 6 Oscar birden kazandığı bir törende ben en fazla mutlu olurum.
- Mutlu olurum olmasına ama bi daha bu kadar sıkıcı tören yapmayın yaa! Siz bi Oscarsınız… Aday filmlerin kalitesini yükselticem diye eğlenceli hiçbi şey bırakmamışsınız törende. Menopoz nöbeti gibi törendi allaama!
- O halde seneye görüşürüz şakası benden!..















